Bilgisiz bir kimse savaş davuluna benzer, sesi çok, içi boştur
   
  TEVFİK İLERİ ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ VE İMAM HATİP LİSESİ TÜRK EDEBİYATI SAYFASI
  Anlatım Bozuklukları
 

 

Anlatım Bozuklukları
Bugün; ilkokul mezunu vatandaşımızdan yüksek öğrenim yapan öğrencimize, memurumuzdan amirimize, işçimizden işverenimize varıncaya kadar, toplumun bütün kademelerinde -Türkçe sevdalıları ve bu konuda hassasiyet gösterenler hariç- dilimizin imlâsı ve telâffuzu hesaba katılmamakta ve tam anlamıyla bir Türkçe konuşulup yazılmamaktadır. Şüphesiz, herkes; yazısında ve konuşmasında, kelime ve cümlelerinin ses, ahenk ve anlam bakımından kusursuz olmasını arzu eder. Ama, bunu istisnaların dışında birçoğumuz beceremeyiz. İyi bir cümle; dilbilgisi, açıklık, duruluk, sadelik, tabiîlik, mantık ve bilgi yönlerinden doğru olan cümledir. İyi bir cümlenin niteliklerini taşımayan cümlelerde anlatım bozukluğu vardır. Bu bölümde; bir daha tekrarlanmaması, üzerine yenilerinin eklenmemesi ümit ve arzusuyla, Türk dilinin imlâsı ve telâffuzuyla ilgili olarak yapılan yanlışlar ve anlatım bozuklukları ile güzel yazmak, güzel konuşmak için nelerin yapılması ve yapılmaması gerektiği üzerinde duracağız.
Dil Yanlışlıkları ve Anlatım Bozuklukları
Dil Yanlışları ve Anlatım Bozuklukları
Cümle Bozuklukları 
Anlatım Bozuklukları
Ses ve Ahenk Kusurları 
Anlam kusurları 
Bugün; ilkokul mezunu vatandaşımızdan yüksek öğrenim yapan öğrencimize, memurumuzdan amirimize, işçimizden işverenimize varıncaya kadar, toplumun bütün kademelerinde -Türkçe sevdalıları ve bu konuda hassasiyet gösterenler hariç- dilimizin imlâsı ve telâffuzu hesaba alınmamakta ve tam anlamıyla bir Türkçe konuşulup yazılmamaktadır. 
Şüphesiz, herkes ; yazısında ve konuşmasında, kelime ve cümlelerinin ses, ahenk ve anlam bakımından kusursuz olmasını arzu eder. Ama, bunu istisnaların dışında birçoğumuz beceremeyiz. 
İyi bir cümle; dilbilgisi, açıklık, duruluk, sadelik, tabiîlik, mantık ve bilgi yönlerinden doğru olan cümledir. İyi bir cümlenin niteliklerini taşımayan cümlelerde anlatım bozukluğu vardır.
Bu bölümde; bir daha tekrarlanmaması, üzerine yenilerinin eklenmemesi ümit ve arzusuyla, Türk dilinin imlâsı ve telâffuzuyla ilgili olarak yapılan yanlışlar ve anlatım bozuklukları ile güzel yazmak, güzel konuşmak için nelerin yapılması ve yapılmaması gerektiği üzerinde duracağız.

Cümle Bozuklukları
Doğrudan doğruya cümlenin yapısını bozan anlatım bozukluklarına, cümle bozuklukları denir. Cümle bozukluklarına yol açan asıl sebep, cümleyi meydana getiren unsurların söz dizimi kaidelerine aykırı olarak kullanılmasıdır. Cümle bozuklukları, başlıca dört şekilde ortaya çıkar.
 1. Eksiklik
 Cümlede herhangi bir unsurun eksik olmasıdır.
 " Hava şartları nedeniyle maçlar ertelendi. " ( Elverişsiz hava şartları nedeniyle maçlar ertelendi. ) Bu cümlede, elverişsiz sözü unutulmuştur.
Veteriner Serap Hanım görevine bugün başladı. ( Veteriner Hekim Serap Hanım görevine bugün başladı. ) Bu cümlede hekim sözü unutulmuştur.
Teyzem bana ne sarıldı, ne de öptü. (Teyzem bana ne sarıldı, ne de beni öptü. ) Bu cümlede beni sözü unutulmuştur.
Cephanelik nöbetçisinin silahı elinden alındı ve soyuldu. ( Cephanelik nöbetçisinin silahı elinden alındı ve cephanelik soyuldu. ) Bu cümlede, cephanelik sözü unutulmuştur.
Bu acı feryatlar ve bu son sahne, bugün bile gözümün önünde ve kulaklarımda çınlıyor. ( Bu acı feryatlar ve bu son sahne, bugün bile gözümün önünde canlanıyor ve kulaklarımda çınlıyor. ) Bu cümlede, canlanıyor sözü unutulmuştur.
Kuzu eti, sağlıklı ve yaşlı olmayan kimselerce yenmelidir. ( Kuzu eti, sağlıklı olan ve yaşlı olmayan kimselerce yenmelidir.) Bu cümlede, olan sözü unutulmuştur.
Durmadan gazoz ve çekirdek yenilen bu yerden hemen uzaklaşalım. ( Durmadan gazoz içilen ve çekirdek yenilen bu yerden hemen uzaklaşalım.) Bu cümlede, içilen sözü unutulmuştur.
Şimdi artık kimi sevdiğimi, saygı duyduğumu bilmiyorum. ( Şimdi artık kimi sevdiğimi, kime saygı duyduğumu bilmiyorum. ) Bu cümlede, kime sözü unutulmuştur.
 
2. Fazlalık
 Cümlede bazı eklerin, kelime veya kelime gruplarının lüzumsuz olarak kullanılmasıdır.
 Ömer Seyfettin’in hikâyelerinde ve bu tür eserlerinde şu özellikler göze çarpar. ( Ömer Seyfettin’in hikâyelerinde şu özellikler göze çarpar. )
Zaten o sistemin adı da vardır : Başkanlık sistemidir. ( Zaten o sistemin adı da vardır : Başkanlık sistemi. )
Öğrenciler arasındaki mevcut ikilik büyüyor.(Öğrenciler arasındaki ikilik büyüyor.)
Haksız yere uğradığı iftiraya kurban gitti. ( İftiraya kurban gitti. )
Ben de, bundan böyle artık çalışmalarınıza katılacağım. ( Ben de, artık çalışmalarınıza katılacağım. )
Bundan aşağı yukarı tam 20 gün önce... ( Bundan aşağı yukarı 20 gün önce... )
Her isteği yerine gelse, yüzü yine de gülmez. ( Her isteği yerine gelse, yüzü gülmez. )
Çeşme açıklarında ölmüş bir erkek cesedi bulundu. ( Çeşme açıklarında bir erkek cesedi bulundu.)
İzleyicilerimizle canlı telefon bağlantısı kuracağız. (İzleyicilerimizle telefon bağlantısı kuracağız. )
 
3. Sıra yanlışlığı
 Bir cümlede önce gelmesi gereken unsurların sonra, sonra gelmesi gereken unsurların da önce bulunmasıdır. Buna takdim tehir yanlışı denir.
 Yüzme, en iyi denizde öğrenilir. ( En iyi yüzme denizde öğrenilir. )
Davetiyesiz salona girilmez. ( Salona davetiyesiz girilmez. )
İzinsiz inşaata girilmez. ( İnşaata izinsiz girilmez. )
Yapılan oylamada önerge 235’e karşı 17 oyla reddedilmiştir. (Yapılan oylamada önerge 17’ye karşı 235 oyla reddedilmiştir. )
Meram yeni yolda oturuyoruz. ( Yeni Meram yolunda oturuyoruz. )
İçişleri Eski Bakanı... ( Eski İçişleri Bakanı... )
Ziraat Yüksek Mühendisi Ahmet Bey... ( Yüksek Ziraat Mühendisi Ahmet Bey... )
 Son iki örnekte, söyleyiş esnasında hassasiyet göstermek gerekmektedir. Eğer, eski ve yüksek sözlerini söyledikten sonra birkaç saniye beklenmez ve tamlamayı oluşturan diğer unsurlar vurgulu biçimde söylenmezse, yanlış anlamaya sebep olunacak ve bu sıfatlar sadece önlerindeki ilk kelimeyi niteleyeceklerdir.
 
4. Uyumsuzluk
 Cümledeki unsurların birbirleriyle uyum hâlinde olmamaları demektir. Bilhassa, fiil ile cümlenin veya kelime gruplarının diğer unsurları arasında uyumsuzluklara sık sık rastlanmaktadır.
 Devlet memurlarının hayat şartlarının artırılması gerekir. ( Devlet memurlarının hayat şartlarının düzeltilmesi gerekir. )
Şurası da muhakkak ki, öğrencilerin isteklerini de göz önünde tutmak gerekir sanıyorum. (Şurası da muhakkak ki, öğrencilerin isteklerini de göz önünde tutmak gerekir. )
Galiba büyük bir ihtimalle bayramdan sonra sizinle görüşeceğiz. ( Galiba bayramdan sonra sizinle görüşeceğiz.)
Anlatım Bozuklukları
Ses ve Ahenk Kusurları
İşitme ile ilgili olan, kulağa hoş gelmeyen, kulağı tırmalayan kusurlardır.
1. Tenafür : Bir kelime veya kelime grubundaki seslerin telâffuz bakımından birbiriyle uyuşmaması ,kulağa hoş gelmeyen bir izlenim uyandırmasıdır. Böyle durumlarda dil, bazen kendi kendine tedbir alarak tenafürü önler. Meselâ " ufak, küçük, büyük " gibi kelimeler, küçültme ekleri alınca; " ufacık, küçücük, büyücek " şekillerine girer. " azcık " yerine " azıcık " , " bircik " yerine " biricik " denmesi de , dilin tenafüre karşı kendi kendine uyguladığı bir tedbirdir. Söyleyiş güzelliğini bozan kelimelere, mütenafir kelimeler denir.
Mütenafir kelime, kelime grubu ve cümle örnekleri : koşullaştırılmışlık,bilinçlilik, batılılaşmışlık, biçimselleştirilebilirlik, basınç ölçer, Bu biçim işleyiş içinde...,Çok şaşacaktır...
Çocuklar arasında söylenen ve aynı zamanda diksiyon eğitiminde de kullanılan yanıltmacalar, tenafürün en aşırı örnekleridir.
Üç tas has hoşaf, Bir dalda bir kartal dal tartar kartal kalkar....
2. Zincirlenme : Kelime grubunda veya cümlede aynı eklerin zincirleme olarak birbirine bağlanması demektir.
Selçuk Üniversitesinin Fen - Edebiyat Fakültesinin Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölümünün Fars Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi...
Kapıyı açıp, ayakkabılarını çıkarıp, salona yürüyüp koltuğa oturdu.
Günlerce durmadan, dinlenmeden, uyumadan çalıştı.
 3 Tekrar sıklığı : Bir cümlede aynı sözü lüzumsuz yere sıkça tekrarlamak demektir.
Televizyon programları içerisinde, Türkçe’yi doğru kullanmayı öğütleyen ve dil yanışlarından bahseden programlara çok az rastlanmaktadır.
Dikkate alınması gereken bir nokta da, oyun yerinde az sayıda büyük olması, olanak varsa hiç olmamasıdır.

Anlam Kusurları
Bir cümlenin anlaşılmasını zorlaştıran kusurlardır. Bu kusurların başlıcaları şunlardır :
1. Eş anlamlı veya anlamca birbirine yakın kelimeleri bir arada kullanmak.
Eldeki malûmatları, ipuçlarını bir araya getirdiğimizde; gayet faydalı, faydalı olduğu kadar da yararlı bilgiler elde ettik.
Mecburen bu caddeden geçmek zorundayız.
Babıâli’nin yüksek kapısından firar edip kaçarken, yek süvari bir atlıya tesadüfen rast geldi.
Hayat, ne kadar yaşam dolu görüyor musun?
En derin saygılarımla hürmetlerimi arz ederim.
Lezzetli bir sessizlik ve sükûnet içerisindeyiz. (Lezzetli sessizlik ??! ??!)
Çağdaş ve muasır medeniyet seviyesine ulaşmak istiyoruz.
Çok lezzetli tatlar almamız mümkündür.
Vaziyet durumlar nasıl?
İyi ki, size tesadüfen denk geldim.
Elimizdeki değerlerin kıymetini bilmiyoruz.
Bugün, okula mutlaka gitmek lâzım gerekir.
Bu iki kelimenin arasında, çok küçük bir nüans farkı vardır.
Parfümeri ve ıtriyat mağazamızın açılışına bekliyoruz.
Bundan sonraki yaşamında hayata bakışı değişmişti.
Bu kitabı size geri iade etmeye karar verdim.
Gücümüz yettiği ölçüde fakirlere ve yoksullara yardım edelim.
- 40 derece soğukta da yaşanmaz ki !...
Çocuklar, lütfen ayrıntıları detaylarıyla anlatınız.
Ürettiğimiz margarinle lezzetin tadına varın.
En sevdiğim taşıt aracıdır uçak.
Ayrıntılar detaylarda gizlidir.
Ben bizzat kendim şahsen fakültenizde öğrenciyim.
Ayrıca, eş anlamlı veya anlamca birbirine yakın kelimeleri, deyimlerde ve atasözlerinde birbirlerinin yerine kullanmak da doğru değildir. .
kara mürekkep ( siyah mürekkep ), siyah talih ( kara talih ), Tanrı aşkına ( Allah aşkına), Tanrı’ya ısmarladık ( Allah’a ısmarladık ), yüreksiz ( kalpsiz ), başsız ( kafasız ), Beyaz akçe beyaz gün içindir. ( Ak akçe kara gün içindir.), Zaman nakittir. ( Vakit nakittir.), Sakla samanı gelir vakti. ( Sakla samanı gelir zamanı. )...
2. Herkesçe tam olarak benimsenmemiş ve anlamı öğrenilememiş yeni kelimeleri kullanmak.
Kenya ve Yugoslavya’da çıkarılan taşları, Eskişehir’deki lületaşıyla karşılaştırmak olası değildir. ( olası / mümkün ? )
Herkes, bir uğraşı vermektedir. (uğraşı / uğraş ?)
Büyük olasılıksızlıklar içinde... (olasılıksızlık / imkânsızlık?)
Sizinle bir türlü görüşme olasılığı bulamadım. (olasılığı / fırsatı, imkânı ?)
3. Kullanıştan düşmüş kelime ve tamlamaları kullanmak.
Yazıklı ( günahkâr ) , sağaltman ( doktor ), bark ( apartman ), gözgü ( ayna ) , selce( istiridye ) , zaviyetan-mütekabiletan-ı dahiletan ( iç ters açılar ) ...
Dilimizin, telâffuzunu değiştirdiği bazı kelimeleri aslî şekilleriyle kullanmak da doğru değildir.
müşkil ( müşkül ), mümkin ( mümkün ), terceme ( tercüme ), sebeb ( sebep ), kitab ( kitap ), mahabbet ( muhabbet ), club ( kulüp ), coiffure ( kuaför ), cart ( kart ), auto ( oto ), laser ( lâzer )...


4. Bir kelimenin Türkçe’si varken, yabancı dillerden alınan karşılığını kullanmak.
generation ( kuşak ) , moncher ( azizim ) , test drive ( deneme sürüşü ) , correlation( karşılıklı ilişki ) , hello ( merhaba ) , showroom ( teşhir salonu, satış yeri ), shopping center( alış veriş merkezi ), gross market ( büyük alış veriş merkezi ), consensus ( uzlaşma ) , mösyö ( bay ) , shoe ( ayakkabı ), sock ( çorap ), discount market ( indirim marketi ), final four ( çeyrek final ) ...
 yabancı ekler, 5. Yabancı kelimelerle, Türkçe kelimeleri birleştirmek ve Türkçe kelimelere yabancı kelimelere de Türkçe ekler getirmek.
 makro düzey, mikro düzey, makro dilbilim, gayri pratik, gayri sosyal, en asgarî, en azamî, güzergâh üzerinde, hakem triosu ( hakem üçlüsü ), drive etmek ( sürmek ) ...
 derskolik, çaykolik, dokunmatik, ayrıyeten, direkman, kardeşane...
 6. İş yerlerine, televizyon kanallarına, radyo istasyonlarına ve ürünlere; yarı Türkçe yarı yabancı veya tamamen yabancı adlar vermek ve bu adların kısaltmalarını Batı aksanıyla söylemek.
 Millenium Flowers, Blue Radio, MMC ( Mega Music Channel ), Bilgi Bilişim Center, Show, İnter Star, Cine 5, Number One FM, Mega Market, Pasta Bank, Ali’s Hause, Narin Shoes, Lâle Socks, MMC ( Mega Music Channel / em em si / me me ce ? ), NTV ( Nergis Televizyonu / en ti vi / ne te ve ), BBC ( Bilgi Bilişim Center / bi bi si / be be ce ? ), Tv ( ti vi / te ve ) ...
 Türkçe kelime gruplarının, dilimizde çok sık kullanılarak bizden bir unsur hâline gelen yabancı ifadelerin ve özellikle Türk yayın kurumu isimlerinin, mutlaka dilimizin kısaltma kurallarına göre okunması gerekir.
 Lâtin asıllı Türk alfabesinde, ünsüzler - "k" hariç - "e" ünlüsüyle seslendirilir. Özellikle "h" ünsüzünde çok farklı söyleyişler dikkat çekmektedir. "h" ünsüzü için kullanılan; ha, aş, haş, eyç.. gibi şekiller asla doğru değildir.
 Bir konfeksiyoncu, imal ettiği ürünlerin üzerini, tamamen yabancı ve çoğu da anlamsız, uydurma kelimelerle ve garip garip resimlerle dolduruyor, bu ürünleri de herkes kapış kapış alıyor. Nedense, alış verişlerde isimleri yabancı olan iş yerleri tercih ediliyor.
 Eğer, o ürünlerin üzerindeki yazılar Türkçe olsa, kimse dönüp bakmayacak, çünkü yazılanların çoğu anlamsız ve uydurma!.. Eğer, o iş yerlerinin ismi Türkçe olsa, müşteri sayısında azalma oluyor. Bir malın markası ve üzerindeki yazılar,anlamı bilinmeyen kelimelerden ibaretse, daha çok alıcı buluyor. Maalesef arz talep meselesi !...
 Sevgili M.Engin Noyan’ın aşağıdaki yazısını, bu konuyla ilgili olduğu için buraya almayı uygun bulduk.
M: Engin Noyan

TÜRK’ÇE KONUŞACAKSAK TÜRKÇE KONUŞALIM
Çağdaş Türk alfabesi dünyanın en ileri, en kullanışlı, en mükemmel alfabelerinden biridir.
Çağdaş Türk alfabesi, Türkçe’mizin yapısına en uygun alfabedir. 29 harftir ve her harf tek tek Türkçe’mize uygun olarak isimlendirilmiştir.
Çağdaş Türk alfabesinin resmen kabul edilmesinden beri tüm ilk öğretmenlerimiz,çağdaş ve genç Türk Cumhuriyeti’nin pırıl pırıl çocuklarına, önce çağdaş Türk alfabesini öğretirler; özenle ve sevgiyle, harf harf.
Gelin, ana baba yarısı ilk öğretmenlerimizin sevgi dolu emeklerini boşa çıkartmayalım! Çağdaş ve genç Türk Cumhuriyeti’nin, çağdaş alfabesine hiç ihtiyaç duymadığı yabancı harflerin sızmasına engel olalım!
 Güzel, anlamlı ve doğru Türkçe için, yeni harflere ihtiyaç yoktur!
 gelin, hep birlikte davetsiz misafir yabancı harfleri, yazılışları ve söylenişleriyle, ait oldukları alfabelere uğurlayalım:
 "güle güle ‘x’ !"
"güle güle ‘w’ !"
"güle güle ‘ti’ , "güle güle ‘vi’ !"
"güle güle ‘eyç’, ‘aş’, güle güle ‘ef’, ‘en’, ‘em’, ‘si’ !"
 Gelin, herkesi "tv"ye "ti-vi" yerine "te-ve", radyolar için "ef-em" yerine "fe-me", "cd"ler için "si-di" yerine "ce-de", kişisel bilgisayarlar anlamında kullanılan "pc"lere "pi-si" yerine "pe-ce" demeye, özellikle de Türk televizyon kurumlarını , kendi isimlerinin kısaltmalarını, bu örnekler doğrultusunda Türkçe telaffuz etmeye davet edelim ki, yarın torunlarımız kendilerini "Türkiye Cumhuriyeti", "te-ce" yerine "ti-si" vatandaşı olarak tanımlamasınlar.; "te-ce", yani "Türkiye Cumhuriyeti" vatandaşı olarak kalmaya devam etsinler., tıpkı ilk öğretmenleri ,anaları babaları, dedeleri gibi ve "te-ce" , yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla gurur duysunlar!
 Gelin, ilk öğretmenimize sevgi ve saygımızı gösterelim, alfabemizi doğru yazıp telaffuz etmeye herkesi davet edelim!
 Gelin, imza toplayalım; gereken kişi ve kurumlara gönderip, onları "Türk" olmaya, "Türk" kalmaya davet edelim. kendimizi hayatın her sahasında "Türk " olarak ifade etmenin önemi ve değeri konusunda herkesi içtenlikle uyaralım ve diyelim ki:
 "Türk’çe konuşacaksak, Türkçe konuşalım!"

23. Yanlış kelime kullanmak. 
Vapur rıhtıma yaklaştı. ( Vapur rıhtıma yanaştı. )
Dilerseniz bir şarkı söyleyelim. ( İsterseniz / arzu ederseniz bir şarkı söyleyelim.)
Beyaz Lâle diye bir hikâye okudum. ( Beyaz Lâle adlı bir hikâye okudum. )
Şu iki olay arasında hiçbir ayrıcalık yoktur. ( Şu iki olay arasında hiçbir fark yoktur. )
Büyük apartmanları birbirine yaklaşık olarak yapmaktayız. ( Büyük apartmanları birbirine yakın olarak yapmaktayız.
Aşağıdaki tebliğin yayın ve ilânına karar verilmiştir. ( Aşağıdaki tebliğin yayım ve ilânına karar verilmiştir.
Çekirdek yiyilip gazoz içilen, bol bol ıslık çalınıp tempo tutulan ve arada bir nara atılan bir gazino. ( Çekirdek yenilip gazoz içilen, bol bol ıslık çalınıp tempo tutulan ve arada bir nara atılan bir gazino. )
Oyun oynayan bir çocuk,ister istemez hoşgörülük kazanır. ( Oyun oynayan bir çocuk, ister istemez hoşgörü kazanır. )
24. Bazı sesleri yanlış söylemek.
katip (kâtip ), lamba ( lâmba ), lavanta ( lâvanta ), ikâmetgâh ( ikametgâh ), şikayet( şikâyet ), hikaye ( hikâye ), kağıt (kâğıt )...
25. Aslı çoğul olan veya anlamca çokluk ifade eden kelimelere lüzumsuz yere " -lar/-ler " çoğul ekini getirmek.
efkârlar ( efkâr ), maruzatlar ( maruzat ), beyanatlar (beyanat ) ...
İş yerlerinde her çeşit insanlarla karşılaşıyoruz. ( İş yerlerinde her çeşit insanla karşılaşıyoruz. )
Bizde Tanzimat’tan bu yana iki türlü düşünürler vardır. ( Bizde Tanzimat’tan bu yana iki türlü düşünür vardır. )
beş bin evler ( beş bin ev ), binlerce kaza ve çarpışmalar ( binlerce kaza ve çarpışma ), yüzlerce insanlar ( yüzlerce insan )...
Belirsiz sıfatlardan " birkaç, her, herhangi bir, birçok ... " tan sonraki isimlerin de, çoğul eki alması doğru değildir.
birçok insanlar ( birçok insan ), birkaç evler ( birkaç ev ), her fikirler ( her fikir), herhangi bir adamlar ( herhangi bir adam ), pek çok örnekler ( pek çok örnek ),...
Yalnız, bu gruba girdiği hâlde, yıllardan beri kullanılarak galat-ı meşhur hâline gelen bazı kelime grupları ve özel isimler vardır. Bunları mevcut şekliyle kullanmak daha doğru olacaktır.
Beşevler, Üçkuyular, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, dört silahşörler, beş kardeşler, Çifte Minareler, üç aylar, 41 Evler, 500 Evler ..
Arapça’da çoğul oldukları hâlde, tekil anlamı kazanmış bulunan evrak, enbiya, eşkıya, evliya, ukalâ... gibi kelimeler de tekrar çoğul yapılabilir.
26. Hâl eklerinden birini diğerinin yerine kullanmak. Bu durum, daha çok Batı Anadolu ve Doğu Karadeniz ağızlarında görülür.
beni öğretmek ( bana öğretmek ), beni bir çay yap arkadaşımı da gazoz ( bana bir çay yap arkadaşıma da gazoz ), evi gitmek ( eve gitmek ), nereyesun ( neredesin )...
27. Dilde bulunmayan gramer şekillerini kullanmak.
pahalılatmak ( pahalılaştırmak ), dedi kine (dedi ki) kullanılabilinir (kullanılabilir)...
28. " etmek " ve " yapmak " yardımcı fiillerini, ya birbirlerinin yerine veya lüzumsuz olarak kullanmak.
bindirme yapmak ( bindirmek ), umut etmek ( ummak ), bekleme yapmak ( beklemek), ayar yapmak ( ayar etmek ), gecikme yapmak ( gecikmek ), film yapmak (film çevirmek ), şampuan yapmak.( şampuan kullanmak ), gazete yapmak ( gazete çıkarmak ), müzakere yapmak ( müzakere etmek ), Bebek yapmak ( Bebek’e gitmek ), indirme yapmak (indirmek),...
29. Türkçe’de yardımcı fiil olarak kullanılmayan " almak " fiilini,- Batı dillerinin etkisiyle - bazen yardımcı fiil olarak kullanmak.
banyo almak ( banyo yapmak ), çay almak (çay içmek ), yemek almak( yemek yemek), istek almak ( istenmek ), kahve almak ( kahve içmek.), yenilgi almak ( yenilmek ), duş almak ( duş yapmak ), sahne almak ( sahneye çıkmak )
30. Yılı, ayı ve günü belli bir zamandan söz ederken, " yılında /senesinde" demek.
30 Ağustos 2000 yılında Zafer Bayramı’nı coşkulu törenlerle kutladık. ( 30 Ağustos 2000 tarihinde / 30 Ağustos 2000’de Zafer Bayramı’nı coşkulu törenlerle kutladık.)
31. Geniş zamanın olumsuzu için - mamaz / - memez şekillerini kullanmak.
Eller gibi davranıp görmemezlikten gelme. ( Eller gibi davranıp görmezlikten gelme.)
32. " Ne...........ne de........" li cümlelerde, yüklemi olumsuz değil de olumlu kullanmak.
Ne kızı, ne de gelini gelmedi. ( Ne kızı, ne de gelini geldi.)
33. Bazı resmî kurum adlarını yanlış kullanmak.
MTA / Maden Teknik Arama Müdürlüğü ( Maden Tetkik Arama Müdürlüğü )
34. Ağızlara ait şekilleri yazı dilinde de kullanmak. Bu tür bir imlânın, ancak edebî metinlerde birine ait sözlerin, tırnak içerisinde veya konuşma çizgisinden sonra yazılması durumunda doğru olacağı bilinmelidir.
gelsane ( gelsene ), dursane ( dursana ), yapsane ( yapsana ), ener ( eğer ), gelek( gelelim ), gidek ( gidelim ), yaparakdan ( yaparak ), bekliyen( bekleyen ), gelmiycanı( gelmeyeceğini ), eşki ( ekşi ), tekrardan ( tekrar ), naber ( ne haber), nörüyon ( ne görüyorsun ), napıyoz ( ne yapıyoruz ), del ( değil ), gelicek ( gelecek ), alıcağız ( alacağız ), yapıcağız ( yapacağız )...
35. Noktalama işaretlerini hiç kullanmamak veya lüzumsuz yere kullanmak ya da anlamı bozacak şekilde yanlış kullanmak
Adam ol, baban gibi tembel olma. ( Adam ol baban gibi, tembel olma. )
Bugün hava güzel mi ? güzel. ( Bugün hava güzel mi güzel ).
Küçük çam ağacının arkasına saklandı. ( Küçük, çam ağacının arkasına saklandı. )
Yurdumuz üzerinde bulunan nemli havanın etkisinde kalmaktadır.( Yurdumuz, üzerinde bulunan nemli havanın etkisinde kalmaktadır. )
36. İsim ve sıfat tamlamalarında, tamlayanla tamlananın yerini değiştirmek ve tamlanana getirilmesi gereken iyelik ekini unutmak. Dilimizde; isim ve sıfat tamlaması yaparken, tamlayan önce, tamlanan ise sonra gelir. Son yıllarda, Batı dillerinden sadece kelime almakla yetinmeyip, tamlama kurallarını da aldığımız için, artık isim ve sıfat tamlamalarımızı da Batı dillerinin kurallarına göre yapıyoruz.
Eczane Şifa ( Şifa Eczahanesi ), Otel Kardelen ( Kardelen Oteli ), Lokanta Lezzet( Lezzet Lokantası ), Pastane Yağmur ( Yağmur Pastahanesi ), Reşat Nuri Güntekin Sokak( Reşat Nuri Güntekin Sokağı ) ...
37. Farsça " hane " kelimesiyle kurulan birleşik kelimelerde " ha " hecesini kullanmamak.
pastane ( pastahane ), eczane ( eczahane ), hastane ( hastahane ), postane ( postahane )...
38. Kelime aralarındaki boşluğu, çok geniş tutmak.
EyTürkMilleti! Üstte mavigök çökmedikçe,altta yağız yer delinmedikçe,senin ilini vetörenikimbozabilir? ( Ey Türk Milleti! Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir? )
39. Satır sonuna denk gelen kelimelerin kalan hecelerini, kurallara uygun biçimde diğer satıra aktarmamak.
kur-ulu, say-esinde, yurd-umuzun...
Bazı kişilerin yazılarında hiç hece çizgisi kullanmadıkları görülürken, bazılarının da hem satır sonunda hem de satır başında olmak üzere iki kez hece çizgisine yer verdiklerine şahit olmaktayız. Kelime bittiği hâlde, satır sonunda hece çizgisi kullanan kişilere de maalesef rastlanmaktadır.
40. Konuşurken, " eeee..., efendim, efendime söyleyeyim, anladın mı, ne buyurdun, haksız değil miyim... " gibi bazı kelimeleri , kelime gruplarını ve cümleleri dinleyicileri bıktıracak derecede çok miktarda kullanmak.
41. " ilâ " sözünün yerine kullanılan " - " işaretini " ile " şeklinde okumak.
30-40 yaşlarında bir dinleyici topluluğuna hitap ettim. ( 30 ile 40 yaşlarında bir dinleyici topluluğuna hitap ettim./ 30 ilâ 40 yaşlarında bir dinleyici topluluğuna hitap ettim. )
42. Üst üste iki kez iyelik eki kullanmak veya " –ki " aitlik ekiyle iyelik ekini birlikte kullanmak.
şeyisi, şeysi ( şeyi ), çoğusu ( çoğu ), seninkisi ( seninki ), benimkisi ( benimki ), sizinkisi ( sizinki ), bizimkisi ( bizimki ) ...
43. Bazı meslek adlarını yanlış kullanmak.
kasapçı ( kasap ), bakkalcı ( bakkal ), manavcı ( manav ),berberci ( berber )...
44. " atıyorum " sözünü , " meselâ, farzedelim , farzedelim ki, farzımuhal, varsayalım..." sözlerinin yerine kullanmak.
Bugünkü toplantımıza atıyorum 150 kişi katılsın. ( Bugünkü toplantımıza farzedelim 150 kişi katılsın. )
45. " olay " sözünü olur olmaz her yerde kullanmak.
Kitap olayını hallettiniz mi ? ( Kitap meselesini hallettiniz mi ? )
Sınav olayını gözünde bu kadar büyütme ne olur. ( Sınavı gözünde bu kadar büyütme ne olur. )
Güzel Konuşma Kuralları
  1. Dinleyiniz. Doğru ve güzel konuşmanın ilk şartı dinlemesini bilmektir. Siz dinlemesini bilirseniz, bu alışkanlığın sirayeti yoluyla herkes dinlemesini bilir ve siz de dinlenen bir konuşma yapabilirsiniz. Dinlenmeyen, gürültülü, ilgisiz bir yerde güzel konuşma da yapılamaz, orada konuşmanın da tadı olmaz.
  2. Doğru ve güzel konuşmanın ikinci şartı, onun sağlam ve sistemli bir fikre dayanmasıdır. Konuşarak düşünme yerine, düşünerek konuşma esas olmalıdır. Boş konuşulmamalıdır.
  3. Konuşmanın hazırlıklı bir sunuş konuşması olması durumunda hazırlığın usulüne göre yapılması ve konuşmanın planlanması şarttır.
  4. Konuşma ne bıktıracak kadar ağır, ne de makineli tüfek gibi süratli olmalıdır.
  5. Konuşma ile nefes alıp verme ahenkli olmalı, nefessiz ve nefes nefese konuşulmamalı, nefeslenme sesi hissedilmemelidir.
  6. İnsanın kişiliğini yansıtan sesin konuşmada önemli bir unsur olduğu unutulmamalıdır. Zira ses dalgınlık, korkaklık, aptallık, mahcupluk, kibirlilik, tatsızlık, bünyece zayıflık vb. bir çok özellikleri ortaya koyar. Kaba, pürüzlü, sert, haşin, hım hım, genizden gelen, ince sesler dinleyenler üzerinde iyi bir etki bırakmaz.
  7. Konuşmada ses tonu sözün, fikrin ve duygunun mahiyetine uygun bir tarzda ayarlanmalıdır. Sesin duyguları yansıtmaya, heyecanları duyurmaya, her anlamı ifadeye elverişli olması ve yerine göre tonunu değiştirmesi de konuşanın başarısı için önemli bir etkendir.
  8. Konuşmada mümkün olduğu kadar zengin bir kelime kadrosu kullanılmalı, sınırlı bir dilden, tekrarlanan belli kelimelerden kaçınmalıdır.
  9. Konuşmada kelimeleri doğru söylemeye özen gösterilmelidir. Telaffuzun şive ve ağız özellikleri taşımamasına çalışılmalı, edebi dil, kültür dili ile konuşmaya gayret edilmelidir.
  10. Konuşma veciz denecek şekilde ölçülü olmalı, mana ve fikir ile söz arasında seçkin bir uyum olmalı , söz fikri tam ihata ve ifade etmeli, fikir sözü tam doldurmalı, ondan taşmamalıdır. Söz konuya ve mekana, duruma uygun düşmelidir.
  11. Konuşmada söz açık ve seçik olmalı, anlaşılır ve tatminkâr bir vasıf taşımalıdır.
  12. Konuşmada cümleler düzgün olmalı, cümle yanlışı yapılmamalı, uzun cümlelere tam hakimiyet yoksa mümkün olduğu kadar kısa cümle tercih edilmelidir.
  13. Konuşmada doğrunun yanında güzel de ihmal edilmemelidir. Bunun için sanatkârâne bir dil ve ifade kullanılmalı; benzetmeler, mecazlar, başka anlama gelecek kelimeler, imâlar, tezatlar, tekrarlar, parlak anlamlar, abartmalar, kişileştirmeler, çift anlamlı ve benzer kelimeler, paralellikler, ünlemler , hitaplar, örnekler, fıkralar gibi çeşitli söz ve anlam ustalıklarına yerli yerinde müracaat olunmalıdır.
  14. Konuşmada inandırıcı olmaya dikkat edilmeli, bunun için konuştuğuna önce kendisinin inandığını ispat eden bir üslup ve tavır ortaya konmalıdır.
  15. Konuşmada mimik ve jestlerden; sözün ve fikrin âhengine uygun bir şekilde ve ölçülü olarak, şuurla istifade etmelidir. Ses kadar, vücudun da canlı olması, bezgin, isteksiz tavırlar takınmak, hatta yerine göre anlamı bakışlarımızla da ifade etmek dinleyenlerin ilgisini çeker.
  16. Konuşmada tek bir noktaya değil, dinleyenlerin hepsine ve her tarafa bakacak şekilde ölçülü ve kavrayıcı bir hitap tarzı seçilmelidir.
  17. Konuşma ne doyurmayan bir kısalıkta ne de sabır taşıracak bir uzunlukta olmalıdır.
  18. Konuşmada dinleyenlerin nabzı tutulmalı, konuşmanın dozu dinleyenlerin tepkilerine göre ayarlanmalıdır. Dinleyiciler, âdeta bitir de gidelim diyen yalvaran gözlerle size bakmaya başlamışlarsa sözü fazla uzatmadan konuşmayı toparlamakta fayda vardır. Dinleyenlerin bakışlarından yapılan bu konuşmadan haz aldıkları seziliyorsa konuşma aynı canlılıkta örneklerle biraz daha genişletilebilir.


Güzel konuşma kurallarını kısaca özetlemek istersek:
  1. Dinleyiniz.
  2. Az konuşunuz.

    Şu nükte düşündürücüdür:

    Bir bilgeye sormuşlar:
    - Bir insanın zekasını nereden anlarsınız?
    - Konuşmasından.
    - Ya hiç konuşmazsa?
    - O kadar akıllı insan yoktur ki.
  3. Çok az şaka yapınız.
  4. Zarif iltifatlarda bulununuz.
  5. Dedikodu yapmayınız.
  6. Övünmeyiniz.
  7. Muhatabınıza önem veriniz.
  8. Kaba ve argo sözlere yer vermeyiniz.
  9. Söyleyişe dikkat ediniz.
  10. Konuşmanızı yerine, kişisine ve zamanına göre yapınız.
  11. İçtenlikten uzaklaşmayınız.
  12. Kendinize güveniniz. Rahat olunuz.
  13. Sözü gereksiz yere uzatmayınız.
  14. Ses, konu ve anlam uyumuna dikkat ediniz.
 
Okumak İle İlgili Bazı İstatistikler
OKUMAKLA İLGİLİ BAZI İSTATİSTİKLER
• 73-75 yıllarında Türkiye’de 30 bin kitapçı varken şimdi 3500’e düşmüştür.
• Bir Japon yılda ort. 25 kitap,
Bir İsveçli yılda yılda ort. 10 kitap,
Bir Fransız yılda ort. 6 kitap okurken
Türkiye’de yılda 6 kişiye bir kitap düşmektedir.
•Japonya’da günlük gazete trajı 63 milyon iken
Türkiye’de günlük gazete trajı en iyi olduğu
dönemde 3 milyondur.

• 1992 yılında
Fransa’da37.308
Japonya’da 42.217
İngiltere’de 48.069
Almanya’da 64.761
ABD’de85.121 kitap basılırken aynı yıl
Türkiye’de 6.151 kitap basılmıştır.
• Türkiye’de 95 kişiye bir kahvehane düşerken65 bin kişiye bir kütüphane düşmektedir.
• Türkiye’de otobüste, trende, metroda kitap okuyan binde bir iken Japonca’da "toşiyami" diye ayakta kitap okuma anlamında bir tabir bile vardır


• Türkiye kütüphanelerinde 10.992.131 kitap varken,
Bulgaristan’da 46milyon
Fransa’da78milyon
Rusya’da 739 milyon kitap vardır.
• KİTAP OKUMAK İÇİN

•          Türk’ün ayırdığı zamanın;
•          300 katını bir Norveçli ayırıyor.
•          210 katını bir Amerikalı ayırıyor.
•          87 katını bir İngiliz ayırıyor.
•          87 katını bir Japon ayırıyor.
•          Dünya ortalaması bile bizim ayırdığımız
zamandan 3 kat fazla..!


•          Milli Eğitim Bakanlığının 1993 yılında yaptırdığı bir ankette niçin kitap okumuyoruz sorusuna verilen cevaplar:
•          %50,2 kitap okuma alışkanlığım yok,
•          %16,6 yeterince zamanım yok,
•          %10,6 Boş zamanım çok yoğun geçiyor.
•          %10,5 T.v. Video... Tercih ediyorum,
•          %4,6kitap fiyatları pahalı,
•          %3,4derslerim çok yoğun,
•          %1,9diğer sebepler
ve geriye kalan cevapsız.

•Televizyon izlemede 3 saat 36 dk. ile dünya ikincisiyiz.
mceylan
 
 
 
  Bugün 10 ziyaretçi (13 klik) kişi burdaydı!  
 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol